|
Müzisyen Kör Ağanın Oğlu Kör Ağa’nın oğlu Mustafa, Anadolu’nun şirin bir köyünde yaşayan bir adamdır. Tip ve hareketler ile İnek Şaban’dan belki 9 kat daha komik ve Anadolu’nun tüm saflığını içinde yaşatan münhasır bir kişidir. Mustafa Yusuf Hoca’nın evinde dakikalarca piyano ve kemanın konserini dinler. Hayatı boyunca belki ilk defa televizyonla tanışan Mustafa’nın bu müziği pür dikkat dinlemesinin ardındaki hikmeti “köyde koyunlarını otlatırken duyduğu heyacanı” anımsatı gibi bir hadiseyle bağdaştıran Yusuf sorar: “Mustafa bu müzikten ne anladın?” Mustafa’nın cevabı ilginçtir: “Ben olsaydım şu adamın yerinde (Keman çalan müzisyen) şimdiye kadar bu odunu kesmiştim.” İstanbul Sokağında bir kedicik Çocukluğumda babaannem köyde bir sürü kediye bakardı. Kedi sevgisini köyde, hayvanlar bilgisini okulda öğrenmiştim. Doğanın güzelliği herkesi kendisine hayran bırakır. Bir kedicikte doğann yansımasını, güzelliklerini görürsünüz. Alfa yayınevine bazı kitap çalışmaları hazırladığım sıralar İstanbul’un kenar mahalllerin birinde misafir oarak kalıyordum. Sıcak bir gece vakti belki her çeyrek saatte bir otomobilin geçtiği yoldan tüm sessizliği incedeninceye bölen bir kedi yavrusunun miyavlamasına kulak kesildim. Evde ben yalnızdım kedicikte sokakta çaresiz. Tüm yorgunluğuma aldırmadan, bir başkası bu kediciğe bakar demeden sokağa fırladım. Kediciği kaldığım eve aldım. İki hafta bana yarenlik etmişti kedicik. Ben kitap yazıyordum, o da iplerle oynuyordu. Benim evde olmadığım bir gün ev sahipleri kediyi çok uzaklara atmışlardı. O zaman öğrendim ki kedi eve pislermiş. Sokak kedisi olarak yaşamak ne kadar çetin bir mücadeledir hele hele bu kedicik için. Her duyarlı vatandaş hayvanlar adına iyilikler yapmıştır. Buraya kadar anlattıklarım sıradan vakalardı. Kedinin sokağa atılışından sonra gelen perdeler akıllara durgnluk veriyordu. Aradan bir yıl geçmişti. Bir kış günü aynı eve misafir olarak gelmiştim. Kapı girişine yaklaştığmda bir kaç metre ötedeki kedi grubundan birinin kuyruğnu bana sallayarak geldiğini gördüm. Biraz büyüse de kediciğimi tanıdım. Kedinin başını okşarken sokağa kahkahalar kusarak bize yaklaşan bir kaç çocuğun gelişi ile endişelen kedicik bir anda gözden kayboldu. Ellerindeki sapanlarla bir kaç serçeyi öldürmüş bu çocuklar şehir adamının kostümünü üzerine şimdiden dikiyorlardı. Pek çok kimseye göre şehirdr yaşamak içn yalan, kandırmaca, hile... gibi pek çok niteliği içinde taşıyıp suratında sahte bir iyi adam maskesi taşımayı gerektiriyordu. Bu çocuklar hayvanlara merhametli görünüp kuyruğuna teneke bağlıyor, elindeki sapanlarl kuş vuruyordu. Sokaktaki talimlerden sonra hayata atıldıklarında insan avlama konusunda usta oluyorlar ve polis merkezleri vaka dosyalarla doluyordu. Oysa karşımda duran bir çocuktu, çocuğun varlığı, gülümsemesi, tatlılığı vardır. Her insan özünde güzeldir, bu güzelliği bozmamak gerekir. Nasıl ki bir arabanın mekanik arızalardan dolayı periyodik bakım ve onarıma girmesi gerkiyorsa, insanın da kendisini periyodik güzelleştirmeler yapması, kendisini kötülüklerden uzak tutucu icraatlarda bulunması gerekir. Çok iyi dediğiniz bir insan bile bir anda çok kötü bir eylemde bulunabilir. Kötülük üzerimizde taşıdığımız benzin bidonuna benzer, ufak bir ateş onu alevlendirebilir. Düzenli olarak güzel sularda yıkanan ile daim olarak pis sularda benliğini biçimlendiren iki insan yapı olarak birbirinden uzaklaşır. Her insan kusursuz olarak güzel doğmuştur, doğru yoldan ayrıldıkça zavallı hale düşmektedir. Yıllar olmuştu köyümüzün bacası söneli. Köyde hiç bir hayvanımız kalmamıştı. Onların yokluğu, kediciğimin meçhul sokaklardaki yok oluşu ile özlem ateşimi hayvanat bahçesine gitmek söndürememişti. Bir kaç sene sonra kediciğin yetimhanesine gittim. Kediciğimi uzaktan gördüm, bu kez benim yanıma gelmedi. Evde bir kaç saat kaldım. Tam dış kapıyı açtım, ayakkabımı giyecekken ne göreyim?! Benim kedicik anne olmuş, bir yavrusunu kapının önüne bıraktı ve arkasına bakmadan oradan uzaklaştı. Bir sokak kedisi olarak kendisinin çektiği acıları muhtemelen yavrusunun görmesini istememişti. Kediciği bu gidişinden sonrabir kez daha görmedim. Öğrenciler mitoz bölünmenin safhalarını öğrenirken hayvanları da sevmeyi öğreniyorlar mı? Koskoca dağları bir çiçeğe değişmeyecek bir olgunluğa erebiliyorlar mı? Zehirli atıklarıyla balıkları öldüren fabrikaların yöneticileri elinde sapanlarla kuşları öldüren çocuklar çocukların başkalaşım geçirmiş halleriydi. Şu kediciğe bile hikmetle bakmak her şeyi güzel yapabilir. Kızıma aldığım kedi oyuncaklar, ayıcıklar doğanın ana güzelliğni yansıtamaz. Çizgi filmlerdeki aslan krallar, neşeli ayaklar da öyle. Bunlar olsa olsa doğaya davetiye bileti verir. Şehir çocukları sokak hayvanlarını görerek, parktaki üç beş ağaca bakarak doğayı tanıyorlar. Zavallı kediciğim 10 yaşına varmışsa onu yine görebilirim. |
|
|
|
|
DUYURULAR |
|
|
|
|
|
|
|
İp: 38.107.179.241 Ülke: ABD ![]() Aktif Ziyaretçi: 2 Bugün Tekil: 4 Bugün Çoğul: 5 Toplam Tekil: 3954 Toplam Çoğul: 10052 |
|
![]() |

